Blog

Uyuyan bebekler, mutlu hayatlar.

Bir bilene danışmak iyidir…

Yasemin’i kendi odasına ayırmaya karar verdiğimizde sanırım 10 aylık kadardı. Aslında hiçbir zaman zor bir bebek olmadı. Zaten gecede bir veya en fazla iki kez kalkardı. Fakat yaptığım hatalarla işi ben zorlaştırdım.
Devamını Oku

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Oğlumuzun ağlamasını asla ve asla istemiyorduk

Uras’ı ilk 4 ay babası dışında kimselere emanet edemedim, emerek ya da pusette açık havada uyuyordu sadece. 4 ay sonunda ben güçten düşerken Uras’ın uykuları daha da zorlaşmaya başladı.

Devamını Oku

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Oya Der ki: Anneyim Yüz Kaplan Gücündeyim…

Oya’nın eşinden Oya’yı ilk duyduğumda; Oya karnı burnunda Yüksek Lisans eğitimini tamamlamaya çalışıyordu; sınavlara giriyordu. Sonra, anne oldu. Sonra, duydum ki kendi işini yapmaya başlamış. Seneler geçti, ben de anne oldum ve bir gün karşılaştık sinema girişinde. Sohbet ederken neler yaptığını dinleme fırsatı buldum. Arkadaşlık, dostluk devam etti… Oya bu arada ebeveynlerle ilgili güzel işler yapmaya başladı… Bazı kadınların gücü içinde olur, sakin sessiz ellerini uzatıp alıverirler istediklerini, savaşırlar ama hissetmezsiniz… Oya bence bu kadınlardan, sessizce ebeveynliğin tadını çıkartırken, sakin ama kuvvetli adımlarla ulaştı isteklerine… İstedim ki siz de Oya’nın hikayesini okuyun, ben kendimden çok şey buldum…. Dilerim siz de bulursunuz; buyrun keyifle okuyun:)

Kısaca kendinden, neler yaptığından bahseder misin? 

Ben Oya Sütcü. Evliyim. 11 yaşında bir kızım var. Çalışma yaşamımın 10 yılını bir bankada insan kaynakları yönetiminde çalışarak geçirdikten sonra işimden ayrıldım ve kendi işimi kurdum. Kişilik tipleri metodolojisi olan Enneagram üzerinde uzmanlaştım. Erickson College International’dan Çözüm Odaklı Koçluk eğitimi aldım. Bireylere ve kurumlara yönelik koçluk hizmetleri ve eğitimler vermeye başladım. Kızımın ilkokula başlamasıyla birlikte bir yandan da öğretmenlik yapmaya başladım, onun “İletişim öğretmeni” oldum. İlköğretim ve ortaöğretim düzeyindeki öğrencilere, “Çocuklar bunları küçüklükten itibaren öğrenmeli” denilen iletişim becerileri eğitimleri verdim. Öğrencilerimle kendini ifade etme, empati, duygular, değerler, iyi dinleme, olumlu düşünme gibi konularda çalışmalar yaptım. Geçen sene MEB onaylı “Yaratıcı Drama Liderliği” sertifika programını tamamladım. Bu programı tamamlarken bitirme projemi “aile içi iletişim” konusunda hazırladım. Böylece öğrencilerimle yaptığım, iletişim becerilerinin geliştirmesine yönelik çalışmaları ebeveynlerle de yapmaya başladım. Koçluk, eğitmenlik, öğretmenlik, yaptığım tüm bu işlere bakarsanız ortak noktası iletişim. Öncelikle kişinin kendisi ile olan iletişiminin güçlü olması gerektiğine inanıyorum. Gerek anne gerek öğretmen olarak kendini seven, kendine değer veren, öz saygısı olan, ne istediğini bilen, bunu ifade edebilen ve karşısındakine de bu hakkı tanıyan çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum.

Yaşam boyu öğrencilik felsefesi diyorsun; bu benim de kendimi çok yakın hissettiğim bir felsefe… Yaşam boyu öğrencilik; “anne” olarak sana neler kattı ve de böyle bir annesi olması kızına neler katıyor sence? 

Aslında anne olmak, yaşam boyu öğrenci olma felsefeme çok şey kattı. Hep iyi bir öğrenci oldum. Küçüklüğümde sözlük ve ansiklopedi okumayı severdim. Çalışma hayatımda da kendi görev tanımımla sınırlı kalmayıp alanla ilgili okumalar yapmak çok hoşuma giderdi. Sanırım bu yüzden genelde “danışılan” kişi oldum. Öğrencilik felsefemde yıllar içerisinde değişen şu oldu, önceleri sadece bilgi edinmek için öğreniyordum, şimdi ise bilginin yanı sıra becerilerimi de geliştirmeye ve öğrendiklerimi uygulayabilecek fırsatlar yaratmaya çalışıyorum. Şöyle ki, kızım doğmadan önce yüksek lisansımı tamamlamaya ve Fransızca öğrenmeye çalışıyordum. Bunlar kariyerime yönelik eğitimlerdi. Kızım doğduktan sonra ise koçluk, kişilik tipleri, Gestalt psikolojisi, yaratıcı drama, optimum denge gibi daha çok bireye yönelik eğitimleri aldım. Bu eğitimlerin ortak noktası şu: Başkasıyla çalışmadan önce kendiniz üzerinde çalışmanız gerekiyor: Kendi iletişim tarzınızı, zorlandığınız noktaları, dünyaya bakış açınızı, önyargılarınızı vs. anlamaya başlamak gerekiyor. Tüm bunları anlamak sonu muhtemelen gelmeyecek bir süreç, insan her an kendi hakkında yeni bir şeyler öğrenebiliyor. Yani sürekli öğrenci olmaya devam etmek gerekiyor. Umuyorum ki kızıma da iyi bir örnek olabiliyorumdur ve onun kendini seven, değerli olduğunu gören bir genç olarak yetişmesine katkıda bulunabiliyorumdur.

“Keşfetmek, öğrenmek, dönüşmek ve ilerlemek için” diyorsun; bu yolculukta anneler/ ebeveynler nasıl yararlanabilir senden? Beklentileri neler olmalı? 

Küçük çocuğu olan arkadaşlarıma şunu söylerim hep: “Bebeğinizin problemlerini fazla dert etmeyin çünkü hepsi geçiyor ve farklı bir tane geliyor ama o da geçiyor. Hep böyle mi devam edecek diye düşünürseniz o süreci olduğundan daha büyük bir zorlanmayla geçirirsiniz ve bu da sizi yorar.” İnsan bir probleme takılmışken bütün dünyası o oluyor ve problemin içinde debelendikçe çözüm yolu görememeye başlıyor bir süre sonra. Böyle durumlarda problemin niteliğine göre uzman kişilerden destek almak önemli. Yaptığım koçluk çalışmalarında, kişiye yeni bir bakış açısı kazandırmaya, olayları daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirmeye, kişinin dayanıklılığını ve problem çözme kapasitesini artırmaya yönelik sonuçlar elde ediyorum. Koçlukla birlikte kişi, kendi yaşamının sorumluluğunu alıp eyleme geçme konusunda daha kararlı adımlar atabiliyor.

Enneagram eğitimleri, kişinin kendi kişilik yapısının dinamiklerini öğrenmesine yönelik. Eğitimlerle birlikte kişi hem kendini hem de başkalarını daha iyi tanımaya, neyi neden o şekilde yaptığını anlamaya başlıyor. Böylece daha az yargılayıcı ve daha çok bağışlayıcı oluyor. Kişiler arası iletişiminde iyileşme gözleniyor. Bunun yanı sıra, uyguladığım Ennegram envateri sayesinde ebeveynler, ebeveynlik tarzlarının olumlu ve olumsuz yönlerini görebiliyorlar. Eşlerin her ikisi de bu envanteri doldururlarsa ilişkilerindeki uyumlu ve uyumsuz noktaları öğrenme şansı bulabiliyorlar.

Ebeveynlere yönelik hazırladığım yaratıcı drama atölyeleri ise ebeveynleri biraz çocuklaştırmak için. Oyun oynayarak, eğlenerek, yaratıcılıklarını kullanarak aktif bir şekilde sürecin içerisinde bulunuyorlar, aile içi iletişim için önemli konuları keyifli bir şekilde öğreniyor ve aynı anda deneyimliyorlar. Bir grup dinamiği olduğu için katılımcılar birbirlerinin deneyimlerinden de öğreniyorlar.

 

“Anneyim Yuz Kaplan Gucundeyim” röportajına seni davet ettim çünkü karnı burnunda Yüksek Lisans sınavlarına girdiğini hatırlıyorum… Ben o dönemde anne değildim ama senin o emeğini; çabanı kafama kazımışım… Yıllar sonra tekrar karşılaştık ama ben aradaki süreci kaçırdım aslında… Nasıl gitti annelik yolculuğun; biraz bahseder misin?

Kızım, ona hamile olduğumu öğrendiğim günden beri eğitim hayatının içinde. O gün, Fransız Kültür Merkezinde, DELF 2 sınavına girmiştim. Ela, doğuştan master diplomasına da sahip. Hamileliğim devam ederken bir yandan da yüksek lisansta derslere devam ediyordum. Hatta hocalarımla konuşup final sınavlarımı bir hafta önce yapmalarını rica etmiştim çünkü doğum için bir hafta daha bekleyemeyeceğimi hissetmiştim. Nitekim o dönem son finalime girdim ve iki gün sonra da doğumhanenin yolunu tuttum. Ela 5 aylıkken yüksek lisanstan mezun oldum ve 6,5 aylıkken işe dönüm. Hem de ne dönüş. Bankada çok yoğun bir sürecin içine girdim. Çok yoğun mesailerim oluyordu. Bazen haftanın 5 günü. Eşimin ve ailemin desteği olmasa aşamayacağım bir süreçti, en azından benim mesaide olduğum zamanlarda Ela’nın iyi bakıldığını biliyordum ama yine de çok çok yıpratıcı bir süreçti. Ne kızımla ilgilenmeye ne de dinlenmeye fırsat bulabiliyordum. Yarım yamalak yaşadığım bir zaman dilimiydi. Şimdi dönüp baktığımda kimseye bir faydam olduğunu düşünmüyorum. Uzunca bir süre dayandım ama sonunda kızım 3,5 yaşındayken bankadan ayrıldım ve kendi işimi yapmaya başladım. Ela’yı anaokuluna ben bırakıp almaya başladım. Hayal bile edemeyeceğim bir şeydi. Tabi bankacılık alışkanlığı, 9’da bırakıp 6’da alıyordum. O mesai saatlerinin tamamlanması gerekiyordu sankiJ 2011’den itibaren durum değişmeye başladı. Koçluk eğitimi bunun için ilk adım oldu. Daha önce de bahsettiğim gibi öncelikle kendimle olan iletişimim düzelmeye başladı. Kendime dönmeye başladıkça kızımla olan iletişimim de değişmeye başladı. İşim, yaşamımı destekler hale geldi. Yaşam dengemi bulmaya başladım. Şu an çok keyifliyim. Kızım benim boyuma ulaştı, onun büyüyüşüne tanık olmak beni çok mutlu ediyor. Tabi ki bir ergen annesi olarak sabrımın sınırlarının zorlandığı zamanlar olsa da görüyorum ki sınırlarım epey genişlemiş…


Anneliğin en güzel yanları ve en zor yanları neler senin için?

Anneliğin en güzel yanı yaşanan zorlukların hep unutulmasıJ. Şaka bir yana en çok zorlandığım konu, kızımın kendi kişiliğini geliştirmesine izin vermeye çalışırken onun için taşıdığım endişenin bunu engellememesine çalışmak. Çok basit bir örnek vermek gerekirse, üşümeyen bir kızım var. Kışın incecik bir mont ile çıkmasına izin verirken bir yandan hava çok soğuk, üşüyecek, böyle de çıkılmaz ki diyen iç sesimi sakinleştirmekte zorlanıyorum. İçine bari bir gömlek giy gibi pazarlıklarla kendimce bir çözüm bulmaya çalışıyorum ama kararı tamamıyla ona bırakamıyorum.

Annelikten en çok zevk aldığım zamanlar, bana, yaşadığı olayları, okuduğu bir kitabı veya izlediği bir şeyi anlatması. Onun bakış açısını dinlemek, nelerin onu heyecanlandırdığını, üzdüğünü, mutlu ettiğini anlamaya çalışmak paha biçilemez. Benim normalde hiç önem vermeyeceğim bir detayın onda yarattığı duyguyu fark etmek hiç bir kişisel gelişim kitabının yaratmadığı farkındalığı yaratabiliyor. Çocuklardan öğreneceğimiz çok şey var, en önemlisi de gerçekten yaşamak.

Bundan sonra anne Oya neler yapacak? Ve iş kadını/ sürekli öğrenci Oya neler yapacak?

Anne Oya, anneliğin keyfini çıkaracak ve kızının yanında olacak. Çocuğun her yaşam dönemi (bebeklik, çocukluk, ergenlik vs.) anne için de sürekli yenilendiği (mecburen) bir dönem. Ela’nın biraz daha büyüyüp beraber kahve içebileceğimiz zamanlarımızı çok merak ediyorum, hem Ela’yı hem de kendimi:)

İşimle ilgili olarak şu an çalıştığım konuları destekleyici yeni konular üzerinde çalışıyorum ve çalışmaya devam edeceğim. Bu aralar ilgilendiğim yeni konu mindfulness yani bilinçli farkındalık. Bu konuda bir eğitim süreci içindeyim ve mindfulness kavramının, şimdiye kadar yaptığım çalışmaların bir buluşma nokta noktası olduğunu görmek beni şaşırtıyor. Otomatik pilottan kurtulmak, tepkisel değil seçimli davranmak, şimdiye odaklanmak, yargılamadan olanı olduğu gibi görebilmek, yaşamdan tat almak, küçük mucizelere tanık olabilmek… Şimdiye kadar uyguladığım her programın temelinde olan konuları bir başka bakış açısı ile öğreniyorum ve yaşama geçirmeye çalışıyorum.

Sana ulaşmak isteyen anneler/ ebeveynler nereden nasıl ulaşabilirler?

Palladium Tower’da bir ofisim var, görüşmelerimi ve genel katılıma açık eğitimlerimi burada yapıyorum. Web sayfam: www.oyasutcu.com, İnstagram hesabım: oyasutcukoclukegitim ve Facebook sayfam Oya Sütcü Koçluk Eğitim. Buralardan programlarımla ilgili duyurular yayınlıyorum. Bireysel görüşmelerimi, karşılıklı uygun olunan saatleri ayarlayarak gerçekleştiriyorum. Genel katılıma açık eğitimlerim için belirlediğim gün ve saatleri duyuruyorum. Bunun dışında anneler/ebeveynler kendi gruplarını oluşturarak eğitim/grup koçluğu taleplerinde bulunabilirler ve onlara uyan gün ve saatleri ayarlamaya çalışabiliriz.

Son söz…

İnsan Kaynakları yönetiminde çalışırken yaptığım işe alım mülakatlarında pırıl pırıl üniversite mezunlarının kendilerini anlatırken ne kadar zorlandıklarını fark etmiştim. 20’li yaşlarımıza gelene kadar tek yaptığımız dersleri öğrenmekti, kendimizi öğrenmemiz gerektiğini bilmiyorduk. “Bu işin kaynağı okullar ve okullarda öğrencilere kendilerini nasıl ifade edecekleri öğretilmeli” diye düşünürdüm. Yıllar sonra “İletişim Öğretmeni” olarak okulda iletişim dersi vermeye başladım. Daha sonra veli toplantılarında velilerle görüşürken işin asıl kaynağının aile olduğunu fark ettim. Çocukların değerli olduğu ve onlara saygı duyulan bir aile ortamı ancak kendine saygısı yüksek ebeveynler tarafından oluşturulabilirdi. Bütün bunlardan ötürü, anneler/ebeveynlerle de çalışmaya başladım. Annelerle yaptığım grup çalışmalarında annelerin birbirlerinden aldıkları güce tanık oldum ve birbirine benzer hikayeleri olan ama ilk kez benim eğitimlerinde tanışan annelerin bir araya gelişinin yarattığı sinerjiyi gözlemledim. Yine de fark ettim ki yaptığım işlerin kendi anneliğim üzerindeki etkilerini durup düşünmek için vakit ayırmamışım. Bana bu fırsatı verdiğin ve benim de 100 kaplan gücünde olduğumu düşündüğün için çok teşekkür ederim.

 

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Sadece uyku değil bundan sonraki her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğime inanıyorum…

Asu Hanım ile tanışmadan önce, dört aylık oğlumu ya memede ya da ayakta sallayarak uyutabiliyorduk. Hatta geldiğim son aşama, memede uyutup uyandırmadan bacaklarıma alıp sallamak ve uyanıncaya kadar kıpırdamadan bu şekilde durmaktı. Oğlumu sersem ettiğimi bile bile çarşaf gerip sallamak da Ege’nin ağlama krizlerini hafifletme yollarımızdan biriydi. Kaldı ki doğumdan önce çocuğumu asla sallamam diyen anne adaylarındandım:( Kucakta ve bebek arabasında uyutmayı saymıyorum bile. Ama artık oğlum büyümüş, gaz sancıları ve ağlama krizleri ile geçen dört ayı bir şekilde atlatmıştık. İki ay sonra nasıl işe başlayacağımı kara kara düşünüyordum. Uyku problemini çözemezsem çalışan bir anne olmak imkansız gözüküyordu. İşe başlayamamak bir yana, bir anne olarak oğlumun ihtiyaçlarını karşılayamamak beni kahrediyordu. Her yerde ağlayan, genel olarak huzursuz, şaklabanlık yapmadığımız zamanlarda yüzü pek gülmeyen ve gece 1-2’lere kadar uyanık, sallamadan gündüzleri uyutması nerdeyse imzansız ve geceleri sürekli uyanan bir oğlum vardı.

Derken Asu Hanım ile tanıştım, daha ilk konuşmamızda insanı rahatlatan, güven veren ses tonu sayesinde “evet, doğru kişiyi buldum” dedim. Çünkü uyku danışmanı arama sürecinde o kadar iddialı tekniklerin varlığından söz ediliyordu ki, dört aydır uyutamadığım çocuğumu iki günde aralıksız 12 saat nasıl uyutmayı başarırlar diye kaygılanıyordum. Tamam artık uykusuzluğa tahammülüm kalmamıştı ama her anne gibi oğluma zarar verecek bir şey de yapmak istemiyordum. Bu düşüncelerle kafam doluyken, Asu Hanım’ın ilk sözü, “dört aylık çocuğa teknik uygulanmaz” oldu:)

Asu Hanım’ın yönlendirmesi ile bütün kötü alışkanlıklarımızı ufak ufak adımlarla bıraktık. En önemlisi, geçtiğimiz her aşamada oğlumun kendini güvende hissettiğinden ve psikolojisine zarar vermediğimden emindim. Asu Hanım’ın sabırlı, öğretici, anlayışlı tavrı ve her ihtiyacımda yanımda olması sayesinde; oğlumu kendi yatağında kendi kendine uyutabilmeyi başarabilmenin ötesinde, nasıl ebeveyn olunması gerektiğini öğrendim. Yeri geldi Ege hakkında konuşmayı bırakıp, sadece bana destek oldu. Başa dönüşlerimizde, daha fazla yapamayacağım dediğim zamanlarda (ki bu genelde her bir aşama atlayışımızda karşılaştığım bir zorluktu) tam desteği ile kendime güvenmemi sağladı. Evet, artık ben anne olmanın hakkını verebiliyordum! Bu duygu o kadar güçlü hissettiriyor ki, uyku değil bundan sonraki her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğime inanıyorum. Ege de mutlu, yüzünden gülücükler eksik olmayan bir çocuğa dönüşmüştü, huzursuzluktan eser yoktu. Bu arada rahatlıkla işe de başladım:))

Asu Hanım’ın çocuk sevgisiyle dolu yüreğiyle bana ve oğluma verdiği destek için çok teşekkür ediyorum.

Aytül

 

Asu’dan Not: Aytül Hanım ilk aradığında çok sakindi; konuştuk ve kapattık; tekrar görüşür müyüz açıkçası bilmiyordum… Tekrar aradığında çalışmaya başlamaya karar vermiştik ve bundan sonraki tüm görüşmelerimiz durum ne kadar zor olursa olsun o sukunetle geçti… İlk görüşmeye eşiyle gelen az danışanımdan bir tanesi. Ege Kaan çok minik olmasına rağmen Aytül Hanım’ı eşiyle birlikte gelmiş görmek bana çok iyi geldi. Her adımda, birlikteydiler… Kaan’da istediğimiz noktaya ulaştık. Bu şahane süreçte ben de çooook cici bir aile tanımış oldum. İyi ki tanışmışız; iyi ki çalışmışız:)

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Hale der ki: Anneyim Yüz Kaplan Gücündeyim…

Bu ay Yüz Kaplan gücünde başka bir anne sorularımı cevapladı… Benim için öncelikle geç kazanılmış bir dost; sonra da yaşamımı güzelleştiren; fikirlerine çok değer verdiğim ve her tür soruma mutlaka bir cevap bulabilen bir kadın. Ayrıca; şahane bir anne… Üstüne üstlük bir maceraperest… Girişimci eş ruhum da olabilir aslında… Tüm detaylar için okumanız gerekiyor… Bakın; Hale neler yapıyor: Devamını Oku

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Seneye siz de gelin, olur mu?

dsc_031620 Kasım 2016… Pazar günü; tüm gün bir sempozyuma katılmayı planlıyorum. Hem çok bilgi edineceğimi düşünüyorum, hem de sevgili Duygu’ya destek olacağımı. Ama ne yalan söyleyeyim içimde bir ses de bütün gün çocukları bırakacaksın diyorum. Son karar: Gidiyorum…

Öğretmenevi’ndeyim… Duygu tabii ki gelmiş ve muhtemelen uyumamış… Tugba Saraçlar da orada… Programı sunacak… Ve yavaş yavaş dolmaya başlıyor salon… Geliyor meraklı anneler ve hamileler… Salon dolacak dolmayacak derken; öğleden önceki kısım için baya toplanıyor insanlar; öğleden sonra için ise salona dışarıdan sandalye almak durumunda kalıyoruz. Çocuklarıyla gelmiş anneler ve babalar. Anneler kadar babalar da meraklı; ilerleyen saatlerde görüyoruz ki babalar da anneler kadar detaylı sorular soruyorlar…

Program başlarken önce Duygu konuşuyor… Devamını Oku

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Gece uykusunu unutmuştum, rüya bile görmüyordum…

20 aylık Kızım Tuna akşamları uyumak için odasına koşarak ve eğlenerek gidiyor. Odasına gidiyoruz gece lambasını açıyoruz ve bir kaç tane kitabını yatağa bırakıp  yere yanına oturuyorum. Karyolanın dışarı bakan taraftaki korkuluğunu da kaldırıyorum. Veeee kitap okuma zamanı başlıyor. Önce Tuna okumamı istediği kitabı veriyor. Ben okumaya başlıyorum Tuna da kitaptaki resimlere ‘bu ne’ diyerek eşlik ediyor. Bir süre sonra yastığına sarılarak yatağa uzanıyor. Ben okumaya devam ediyorum veee o sırada Tuna uykuya geçmiş oluyor. Ben de kızımı öpüp koklayıp odadan ayrılıyorum.

Eveett bu guzel uyku hikayesi Asu Hanım’dan destek aldıktan sonra gerçeklesti.

Öncesi mi?

Devamını Oku

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Duygu Der ki: Anneyim Yüz Kaplan Gücündeyim…

Yüz Kaplan Gücü’nde annelerle yolculuğa devam… Duygu da yakın zamanda tanıştığım, içindeki enerjiye bayıldığım annelerden bir tanesi… Sadece anne mi? Elbette hayır… İlk önce anne, sonra bir iş kadını, sonra da öğrenci ve tabii aynı zamanda da bir eş… Enfes bir iş yapıyor… 2013 senesinde Baby Sensory Türkiye’yi kuruyor ve burada Ataşehir’de kocamaaan bir aile yaratıyor… Devamı için röportajı okumanız gerekiyor… Devamını Oku

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Kızımın Uyku Annesi…

Kızımın uyku sorunu için bir çok uyku danışmanı ile görüşme yapmıştım . O zaman 4 aylık olan bebeğimi uyutmak için hiç içime sinmeyen bazı ‘metod’ ler önerilmişti. Bebeğimle doğal ebeveynlik yaklaşımına yakın büyütmeye çalışırken hiç bir metod bana göre değildi ve bence güven sarsıcıydı. Devamını Oku

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Bir anne daha ne ister ki…

5 sene önce acemi olarak başladığım annelik serüveni de uyku konusunda yüzlerce hata yaptım. Saat belirlemeymiş, düzen kurmaymış, rutin oluşturmaymis falan bi haber uğraştım durdum; daha doğrusu cirpindim battım. Ta ki benim oğlan 3 yaşına gelene kadar. Devamını Oku

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Bir bilene danışmak iyidir…

Yasemin’i kendi odasına ayırmaya karar verdiğimizde sanırım 10 aylık kadardı. Aslında hiçbir zaman zor bir …

Oğlumuzun ağlamasını asla ve asla istemiyorduk

Uras’ı ilk 4 ay babası dışında kimselere emanet edemedim, emerek ya da pusette açık havada uyuyordu sadece. …

Oya Der ki: Anneyim Yüz Kaplan Gücündeyim…

Oya’nın eşinden Oya’yı ilk duyduğumda; Oya karnı burnunda Yüksek Lisans eğitimini tamamlamaya çalışıyordu; …