Blog

Uyuyan bebekler, mutlu hayatlar.

Duygu Der ki: Anneyim Yüz Kaplan Gücündeyim…

Yüz Kaplan Gücü’nde annelerle yolculuğa devam… Duygu da yakın zamanda tanıştığım, içindeki enerjiye bayıldığım annelerden bir tanesi… Sadece anne mi? Elbette hayır… İlk önce anne, sonra bir iş kadını, sonra da öğrenci ve tabii aynı zamanda da bir eş… Enfes bir iş yapıyor… 2013 senesinde Baby Sensory Türkiye’yi kuruyor ve burada Ataşehir’de kocamaaan bir aile yaratıyor… Devamı için röportajı okumanız gerekiyor…

Duygu, kısaca kendinden, neler yaptığından bahseder misiniz?

Merhaba, ben Duygu Pekel Göksel, evli ve 1 çocuk annesiyim. 2001 yılından beri çeşitli eğitim ve danışmanlık kurumlarında yaptıktan sonra 2013 yılında Baby Sensory Türkiye’yi kurdum.. Şu anda bir yandan Baby Sensory Bebek Gelişim & Eğitiminin uygu bir yandan da gelişim psikolojisi alanında doktora yapmakla meşgulüm.

IMG-20160703-WA0008

Şu anda çok güzel ve özel bir iş yapıyorsun… Biraz anlatır mısın? Baby Sensory nasıl doğdu?

Aslında Baby Sensory’i biz doğurmadık… 2008 yılında İngiltere’de başlayıp şu anda 29 ülkede 700 civarında merkezi olan uluslararası ödüllü bu programdan, kızıma hamileyken haberim oldu. Çalışma hayatına atıldığım andan beri aslında hep aklımda kendi işimi kurma fikri vardı ama hiçbir iş fikri beni bu kadar heyecanlandırmamıştı. Kızım doğduktan sonra onunla katılabileceğim benzer bir program arayışlarımın sonuçsuz kalması beni harekete geçirdi. Her şeyden önce programın içeriğine sonra da kendi bilgi, birikim ve becerilerime inandığım için Baby Sensory’i 2013 yılında Türkiye’ye getirdim. Bu konuda en az benim kadar bu işe inanan eşim Tolga ile İstanbul Ataşehir’de açtığımız merkezimizde şimdiden yüzlerce anne baba ve bebeğe temas ettiğimiz giderek büyüyen kocaman bir aile olduk.

Çok kısaca Baby Sensory’den bahsedecek olursam, Baby Sensory Bebek Gelişimi & Eğitimi Programı içeriğindeki zengin duyusal uyaranlarla donatılmış eğlenceli etkinlikler ile bebeklerin en hızlı gelişim gösterdiği yaşamın ilk yılında bebeklerin fiziksel, sosyo-duygusal, zihinsel gelişimlerini desteklemek için Dr. Lin Day tarafından geliştirilmiş bir program. Baby Sensory en önemli özelliği sadece 0-13 ay bebeklere özel yapılandırılmış olması. Anne babalar bebekleriyle birlikte haftada 1 gün 1 saat katıldığı sınıflarda bebekleriyle aynı ayda bebeği olan diğer ebeveynlerle birlikte kendi bebeklerinin gelişimine nasıl destek verebilecekleri konusunda bilgi alabilirler. Bazen bize bebek okulu diyenlerde oluyor ama aslında burada ebeveynler daha çok şey öğreniyor bebeklerini daha yakından tanımaya fırsat sağlıyor. Bir diğer güzel yanı da programa katılan ailelerin birbirleriyle kurduğu sıcak ilişkiler.

0-13 aya özel bir diğer programımız Sensory Baby Swimmers da bebeklerin doğuştan getirdiği refleksleri kullanarak yüzme becerileri destekliyoruz. 13 aydan büyük bebekler için Toddler Sense programımız mevcut.

Bunların yanında 2014 yılında Ana- Baba Okulunu Baby Sensory içerisinde faaliyete geçirdik. Henüz ben İstanbul Üniversinde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık lisans öğrencisiyken sevgili hocam Prof.Dr. Haluk Yavuzer’in başlattığı bu oluşumu devam ettiriyor olmak benim için ayrıca bir mutluluk kaynağı. Baby Sensory Ana-Baba okulumuzda gerçekleştirdiğimiz seminerlere katılan ebeveynlere bebeklerinin gelişimi ile ilgili olan temel konularda (emzirme, uyku düzeni geliştirme, ilkyardım, ek gıdaya geçiş, çocuk sağlığı vb. gibi) alanında uzman kişilerden bilgi aktarımı sağlıyoruz

IMG-20160703-WA0012

Pek çok anne ile çalışıyorsun… Kendi annelik hikayeni de paylaşır mısın bizimle?

Eşim Tolga ile ben 25, o 30 yaşındayken tanıştık, 5 yıl sonra evlendik. Tanıştığımızda ben üniversiteden mezun olmuş, hem bir yandan devlet okulunda rehber öğretmenlik yapıyor bir yandan da Marmara üniversitesinde 2. Lisans olarak Özel Eğitim Bölümünde okuyordum. O tekstil ile ilgilendiği için neden 2. Kez okul okuduğumu, kurstan kursa koştuğumu algılamaya çalışıyor, “ne zaman bitecek okuman” diye bana takılıyordu. Tam okul bitti derken İstanbul üniversitesinde Gelişim Psikolojisi Yüksek Lisans programına başladım. Programa başladığımda henüz bekar iken, tezimi jüri karşısında savunurken kızım Duru’ya 5 aylık hamileydim.

Doğum yaptığımda 31 yaşındaydım. Hamileliğim harika geçti, hiç oturmadım diyebilirim. Çok önceden beri her ne kadar normal doğuma kendimi hazırlasam da Plasenta Prevya (Plasentanın doğum kanalının girişini tıkaması) sebebiyle birkaç hekim tarafından bunun çok zor olacağı söylendi ve planlı sezeryan tavsiye edildi. Tam o sırada eşim üniversite yıllarını geçirdiği San Dieago’ya gitmeyi ve doğumu orada gerçekleştirmeyi teklif etti. Benim cevabım ise çok netti “Bir şartla, orada beni doğurtacak bir Türk doktor varsa gelirim”… Ve hemen sonrasında Jinekolog Dr. Melih Kurtuluş ile irtibata geçtim ve tam 40. Haftada sıkıntısız bir biçimde normal doğum yaparak kızım Duru’ya kavuştum. Burada Dr. Melih ile plasenta prevya konusundan bahsettiğimde hiç önemsemediğini ve bu arada ultrasona 6. Aydan sonra sadece 1 kez girdiğimi özellikle belirtmek isterimJ

Kızımdan sonra tabii dünyam önceliklerim değişti. Duru çok sakin, uykusu uzun, emiş gücü yüksek, neredeyse ağlamayan bir bebekti. Ona bakıp bakıp mutluktan ben ağlardım.  Hemen birbirimize uyum sağladık. Hep şöyle diyordum şimdiye dek binlerce okuduğum kitap araştırmayı artık kendi bebeğim üzerinde deneyimleyeceğim için tüm zamanımı ona ayırdım. Psikolojik danışmanlık yaptığım ilk yıllarda ebeveyn görüşmelerinde anneler mutlaka sorardı 45 dakikalık görüşmenin bir yerinde. Sizde çocuk var mı?  O zamanlar çocuğum olup olmaması ile ne alakası olabilir ki doğru olan doğrudur derdim. Kızımdan sonra daha iyi anlıyorum teori ve pratikte çok şey değişebiliyormuş anne olunca. İyi ki anne olmuşum, O ve ben en güzel ve en zor anlarımızda hep beraberiz

IMG-20160703-WA0016

Deneyimine göre anneliğin en zor yanı neydi?

Kuşkusuz hamilelik dönemi… Bana göre bebek anne rahmine düştüğünde annelik ve annenin çocuğuna ruhsal yatırımı başlıyor; hamile kalmadan önce düşümde, zihnimde taşıdığım bebeğimi hamilelik sürecinde hem zihninde hem de karnımda taşımak bana zor değil belki ama çok uzun geldi. 9 ay boyunca daha fazla kaygı, heyecan ve merak içerdi; acaba doğacak olan bebek nasıl bir bebektir, sağlıklı olacak mı, ona iyi bakabilecek miyim, yeterince iyi anne olabilecek miyim soruları hamileliğim boyunca sürdü. Her kontrole gittiğimde heyecanlandım, yürürken düşmemek için attığım adımlara dikkat ettim, yediğim lokmaları kendim için değil bebeğim için tek tek saydım diyebilirim. Hamileliğim sırasında gebelik şekeri ortaya çıktığı için sıkı bir diyet yanında spor, yoga, meditasyon ne varsa yaptım. Bunlara rağmen bir yandan da stresli olmamaya çalıştım çünkü inanıyorum ki ana karnında dünyadan bihaber zannettiğimiz bebek aslında duyuyor, hissediyor, tecrübe ediniyor, hatta öğrenebiliyor. Yani ‘henüz anne karnında’ diye düşünülen bebek, hamilelik sürecinde aslında her şeyi kaydediyor. Ne zamanki kızıma kavuştum ve benim için güzel günler başladı

IMG-20160612-WA0000

Çok yoğun çalıştığını biliyorum… İş aile dengeni nasıl sağlıyorsun?

Aile yaşamı, zaman ve enerji anlamında, “iş” bittikten sonra kalan anlardan oluşuyor derler ama benim işim, okumam, araştırmam neredeyse hiç bitmiyor ama yine de hayatta en çok istediğim ve en sevdiğim işi yaptığım için enerjim hiç bitmiyor. Bize gelen ebeveynler mutlu oldukça mutluluğum katlanıyor. En yorulduğum günde bile o temiz saf bebek kokusunu içime çektiğimde ya da bir anne- babanın memnuniyeti ile daha da harika hissediyorum. Çalışma saatlerini kendim planladığım için yapmak istediğim her şey için yeterince vakit var diye düşünüyorum. Bazen iş ve aile arasındaki düzen ve ritmi sağlamak için 24 saat az geliyor o yüzden her sabah saat 6 ‘da kalkıyorum. Kızımda sağ olsun doğduğundan beri sabahları erken uyandığından onunla geçirecek bize özel zamanlarımız oluyor: örneğin birlikte kahvaltı hazırlamak en güzel rutinimiz ve inanıyorum ki güzel bir kahvaltı ile başlamanın kesinlikle mutlulukla bir ilgisi var…

dUYGU fOTO 3İşimde eşimle birlikte olduğumuz için kolay ve zor yanlar var elbette. Zor yanı 7/24 neredeyse Baby Sensory hayatımızda, daha iyi ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz diye konuşmalarımız hiç bitmiyor. Eskiden karı koca öğretmenlik yapan arkadaşlarımın başlıca şikayeti idi, okulda yetmiyor bir de evde okuldaki çocukları konuşuyoruz derlerdi, çok sıkıcı bulurdum, başıma geleceklerden habersiz. Ama şimdi gün içinde bebeklerin verdikleri tepkiler, ilk emekleme, ilk adım, ilk kelimelerine şahit oldukça akşam sohbetlerimiz ister istemez Baby Sensory bebekleri oluyor.

Kolay yanı ise ikimizde işimizden mutluyuz, yatıp kalkıp şükür ediyoruz. Neşemiz de sıkıntımız da bir. Anne baba mutluysa kesinlikle çocuk da mutlu oluyor.

Kızım Baby Sensory’e bayılıyor. Orada derslerde kullandığımız devasa bir yatak var, bak anne buraya taşınsak ne güzel olur, her şey var diyor. İlk Baby Sensory’i açtığımızda duru 1,5 yaşındaydı bebek bakım odasındaki emzirme koltuğunu özelikle yataklı olanından seçmiştim. Kızım Duru öğlen uykusu uyusun diye ben çalışırken. Yani hep yanımda olacak diye planlıyordum ama tam da öyle olamadı maalesef. Duru’nun benim bebeklerle olan yakın etkileşimimden dolayı pek iyi hissetmediğini anladığım zamandan beri ders dışı tüm vakitlerimde onunla birlikte olmayı seçiyor “yeterince iyi anne” olmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum mükemmel annelik diye bir şey yok.

IMG-20160703-WA0006

Kızında görmek istediğin en önemli özellik ne?

Elbette ebeveyn olmak sadece çocuğunu fiziksel olarak sağlıklı büyütmek değil, sağlam karakterli, topluma yararlı, sevgi dolu, merhametli, adaletli olarak da yetiştirmek çok önemli. Bu nedenle kızım doğduğundan beri çocuk gelişimi hakkında bildiklerime ek olarak her gün yeni bir şey daha öğreniyor, bir anne olarak bu konuda sürekli kendimi geliştirmeye, yeni bilgilerle zihnimi güncellemeye ama her şeyden önce de ona model olacak olan “kendi davranışlarıma” büyük özen gösteriyorum. Çünkü çocuklar söyleneni değil gördüklerini yapar.

Kişilik gelişiminde çevrenin etkisi kadar doğuştan gelen mizaç özelliklerinin de çok önemli olduğunun farkındayım, bizler ebeveyn olarak her ne kadar çocuğumuzdan farklı beklentilerimiz, isteklerimiz olsa da onları %100 şekillendirmemiz mümkün değil. Bu sebeple kızımın tüm özelliklerini doğduğundan beri olduğu gibi kabul ediyor, onun mizacını göz önünde bulundurarak neyi neden yaptığını anlamaya çalışıyor ve elimden geldiği kadar ona rehberlik yapmaya çalışıyorum. Asla şöyle ol, böyle ol demiyorum…

Ama yine de madem sordunuz cevap vermemek olmaz;  kızımın yaşamının her döneminde soru soran, sorgulayan, her denileni kabul etmeden önce araştıran, neyi isteyip neyi istemediğini bilen, amaçları olan ve amaçlarına ulaşmak için gerçekten çaba gösteren bir birey olarak büyümesini çok arzularım.

Duygu foto_2Sende kendime yakın gördüğüm noktalardan biri de okul aşkın… Biraz da akademik hayatından da bahseder misin? Neler yapıyorsun? Hedeflerin neler?

Gerçekten çok uzun zamandır okuyorum ve sanırım okumaya devam edeceğim, çünkü öğrenmekten çok büyük mutluluk duyuyorum. Kendi alanımda değerli birçok akademisyenden farklı bakış açılarında çok değerli bilgiler edindim. Bu sayede, Baby Sensory’de bir anne bana bir soru sorduğunda gerçekten ona yardımcı olabilecek farklı bakış açışları sunan, doğrunun tek olmadığına inanan, sorgulayıcı ve araştırıcı bir kimliğim oluştu. Çocuk gelişimi ve psikolojisi çok güncel bir alan ve alandaki son yapılmış araştırmalara hakim olmak çok önemli kanımca.

Akademik olarak kısa dönemli hedefim doktoramı tamamlamak, henüz ders aşamasındayım ama doktora tezime şimdiden çok özeniyorum.   Ama daha sonrasında bir üniversitede öğretim görevlisi olarak tam zamanlı çalışmak değil amacım. Yine de bilgi ve deneyimlerimi gençlerle paylaşmak için yarı zamanlı üniversitelerde ders vermek harika olur diye düşünüyorum.

Uzun dönemde ise bebeklik döneminde ebeveynlere rehber olabilecek bir kaynak kitap yazmak en büyük hedefim.

IMG-20160703-WA0011

Son olarak da girişimci annelere özel önerilerini duymak isterim…

Kim ne derse desin anne olan bir kadının hayatı çocuktan önce ve çocuktan sonra olarak ikiye ayrılıyor. Anne olan girişimcilerin diğer girişimcilere göre zaman yönetimi konusunda daha disiplinli olmaları gerektiğine inanıyorum. Gün içerisinde yemek, uyku, işegitme, oyun, günlük ev işleri, randevular ve arkadaşlar; hepsi belirli bir zamana sığmak durumunda. Günlük iş programlarınız ve ev yaşam tarzı birbiriyle uyum içinde olduğunda her anlamda işlerin daha yolunda gitmesi, hem işte başarının hem de evde mutluluğun aynı anda onları bulması kesinlikle mümkün. Burada önemli olan aile ve iş işin uygun doğal ritimleri bulabilmeleri ve oluşturdukları düzeni koruyabilmeleri. Senin de üzerine basa basa dediğin gibi bir anne “yüz kaplan” gücündedir; kendi yaşamını, ailesinin yaşamını ve iş hayatını aynı anda organize edebilir. Çünkü annelik çok güçlü bir enerjidir ve bulaşıcıdır. Ben de annelerden aldığım güzel enerjilerle yoluma devam ediyorum… Tanıdığım ve tanımadığım tüm annelere “İyi ki varsınız…” diyor ve kalpten bir teşekkür gönderiyorum. Son olarak Asu sana bu sohbet tadında röportaj için çok teşekkür ederim.

Duygu Foto 4

Çok teşekkürler…

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz...

Bir bilene danışmak iyidir…

Yasemin’i kendi odasına ayırmaya karar verdiğimizde sanırım 10 aylık kadardı. Aslında hiçbir zaman zor bir …

Oğlumuzun ağlamasını asla ve asla istemiyorduk

Uras’ı ilk 4 ay babası dışında kimselere emanet edemedim, emerek ya da pusette açık havada uyuyordu sadece. …

Oya Der ki: Anneyim Yüz Kaplan Gücündeyim…

Oya’nın eşinden Oya’yı ilk duyduğumda; Oya karnı burnunda Yüksek Lisans eğitimini tamamlamaya çalışıyordu; …